DOĞRU BESLENME ALIŞKANLIĞININ ÖĞRETİLMESİ
 

reklamlar



Tüm çocuklar, bazı besinleri tercih ettikleri, bazılarını ise şiddetle reddettikleri bir dönemden geçerler. Yeni doğan bebekler tatlı tada düşkün, tuzluya kayıtsız, acı ve ekişiyi
ise sevmezler. Besin seçimi konusunda bebekler daha birinci günden itibaren kişisel farklılıklar göstermeye başlarlar. Örneğin ikisi de tatlı olmasına karşın bir hazır
mamayı ötekine tercih edebilirler. Çocuğun damak zevkini kişisel deneyimleri, televizyon, anne-baba ve kardeşlerinin damak zevki etkiler. Dünyada reklamların %70’I
çocuklara yönelik hazırlanmaktadır. Bebeğin anlam veremeden izlediği reklamlar, bilinç altında iz bırakarak sonradan edineceği beslenme alışkanlığını etkiler.

Bebeklik çağını geçen çocuklar dişlerin de çıkmasıyla birlikte genelde kıtır kıtır, çıtır çıtır yenilen besinlere yönelirler. Örneğin çiğ sebzeyi, pişerek yumuşayana tercih
ederler. Çiğ havuç ya da salatalığı kıtır kıtır zevkle yiyen çocuk, bol havuçlu sebze yemeğini reddedebilir. Hemen her sebze çiğ ya da hafif pişmiş yedirilebilir. Sebzeleri az
pişirmek besin değerinin (vitaminler) korunmasını sağlarken, çocuğunda damak zevkine uyar.

Çocuklara doğru beslenme alışkanlığı kazandırılırken ceza ve ödüllendirme yöntemi kullanılmamalıdır. Ne yemeleri gerektiği konusunda baskı ve kısıtlama yapılmamalıdır.
Örneğin hiç ıspanak sevmeyen bir çocuğa "ıspanağını bitirirsen dondurma yiyebilirsin" denildiğinde, çocukta dondurmaya düşkünlük, ıspanaktan ise yaşam boyu
hoşlanmama alışkanlığı gelişecektir. Çocuk, erişilmesi güç ve değerli bir besin olan dondurmaya ulaşmak için kötü ve değersiz olan sebzeleri yemek zorunda olduğu fikrine
kapılacaktır. Sebzeyi sadece dondurma ya da herhangi başka bir tatlı için yiyen çocuğun sebzeler hakkında olumlu düşünceler geliştirmesi beklenemez. Sebzeyi sevmeyen
çocuklara baskı yapmadan, ödül vaat etmeden sabır ve anlayışla sunmak, sebze yeme alışkanlığı edinmelerine yardımcı olur. sebze yemeğini bitiren ya da yeni bir sebze
tadan çocuğu "aferin" gibi övücü bir sözle ödüllendirmek yeterlidir. Tatlı yerine genelde meyve, arada bir ise evde yapılan tatlılar verilmelidir. Örneğin aşure, kuru üzüm,
havuç, ceviz gibi yemişler katılarak yapılmış kurabiyeler, kekler, sütlü tatlılar gibi. Evde tatlı pişirirken şeker yerine incir, üzüm, kayısı, dut gibi meyve kuruları, konsantre
meyve suları, pekmez, tahin ve bal kullanılabilir. Yukarıda sayılan tatlılar şekerin yanında bir miktar protein, nişasta, vitamin ve lif içerirler. Oysa şekerlemeler, çikolata,
sade bisküvi, pasta ve benzerleri boş kalori içerirler. Bu besinleri yiyerek yoğun kalori alan çocuk kendini yeterince protein, mineral ve vitamin almadan tok hisseder.

Ağız tadı zamanla değişir. Bunu bilen anne, sevilmeyen bir besini 3-6 ay arayla tekrar sunarak bu değişimi yakalayabilir örneğin bir yaşındayken patatesten nefret eden bir
çocuğun iki yaşında en favori yiyeceği patates olabilir.

Yemek saatleri bazen ana-baba ve çocuk arasında uyuşmazlığa neden olur. bazen anne-baba ve çocuk arasında uyuşmazlığa neden olur. Erişkinler sabah-öğle-akşam
öğünlerinde yemek yerler ve bu düzenin doğru olduğuna inandıklarından, zorla çocuklarına da Kabul ettirmeye çalışırlar. Oysa hareketli ve büyüyen çocuk, doğasına uygun
aralıklarla acıkır ve bir şeyler yemek ister. Erişkinler ise stres, üzüntü, hayal kırıklığı gibi duygusal durumlarda aç olmasalar bile yemek yerler. Erişkinlerdeki fazla kilonun
önemli bir nedeni, acıkmadan sırf yemek saati geldiği için yenen yemeklerdir. Kendi çocukluğumuzda hiç acıkmadığımız halde sırf yemek saati geldiği için ısrarla nasıl
yemeğe çağrıldığımızı hatırlayalım. Bu tür davranışlarla çocuğun biyolojik saatini bozmak anneyle çocuk arasında gereksiz çatışmaların olmasına yol açar. Bu nedenle
yemek saatleri konusunda katı olunmamalı, çocuğun acıkma ritmine uyulmalıdır. Örneğin akşam üzeri çok acıkan çocuk akşam yemeğini erkenden yiyebilir, gerekirse daha
geç saatlerde hafif bir şeyler atıştırabilir. Oysa, henüz yemek saati gelmedi diye kahvaltılıklarla çocuğun açlığını gidermek akşam yemeğini hiç yememesine yol açar. Öte
yandan anne-baba kendi yemek saatlerini düzensiz aralıklarla acıkabilen çocuklarına göre ayarlamamalıdırlar.

Çocukların aç olmadıktan ya da istemedikleri zaman beslenmeye zorlamak, ya da sevmedikleri bir besini yedirmeye çalışmak beslenme sorunlarının gelişmesine yol açar.
Fazla ısrarcı olmamak ve yiyeceğin miktarını çocuğa bırakmak en doğrusudur. Ancak hepimiz çocukken tabaklarımızı bitirme zorunluluğu ile büyütülmüş olduğumuzdan
bunu yapabilmemiz zordur.

Yalnız kahvaltıda yenilen besinler, ya da akşam yenilenler gibi bir düzenleme ya da kısıtlama yapılmamalıdır. Örneğin akşam yemeğinde kahvaltılık besinler yemenin, sabah
ise makarna ya da tarhana çorbası içmenin çocuğa hiç bir zararı yoktur. Sofrada kahvaltılık malzemeler dururken çorba istenmesi sinir bozabilir. Böyle bir durumda çocuğa
esnek davranılmalıdır. Çocuğun beslenme alışkanlıklarından endişeleniliyor, yeterli beslenmediği düşünülüyorsa gün boyunca neler yediği bir deftere kaydedilerek, dört ana
besin grubundan ne miktarda yediğine bakılmalıdır. Örneğin et yemeyen çocuğu aynı gün içerisinde peynirden, yumurtadan ve fıstık ezmesinden protein ihtiyacını
karşıladığını görerek şaşırabilir. Herhangi bir besini eksik aldığı düşünülürse, diğer öğünlerde hoşgörüyle bu besini daha fazla yemesine özen gösterilebilir.


Hazırlayan: Dr. Şirin Göker SEÇKİN

reklamlar